3 Aralık 2021 Cuma

 TANRIM BENİ YAVAŞLAT (Hitit Duası)

Tanrım,
Beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele…
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin
sükunetini ver .
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginligi, belleğimde yaşayan akarsuların
melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için
yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir
kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara
dalabilmeyi öğret…
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı
arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim…
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi
büyümesine bağlıdır…
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine
doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı
olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi…
Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver…

20 Ağustos 2021 Cuma

Boru Yetmedi

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunuyormuş. Birden yağmur bastırınca, bunlar da hemen yakındaki bir arazi evine sığınmışlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz evden ayrılmış. Bunlar ev sahibini beklerken, dikkatleri soba üzerinde toplanmış. Soba yerden 1 metre yukarda, altındaki dizili taşların üzerindeymiş. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair, kendi aralarında tartışmaya başlamışlar. 
Kimyacı: 
- Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış. 
Fizikçi: 
- Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş. 
Jeolog: 
- Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan, herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak, yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış. 
Matematikçi: 
- Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış. 
Antropolog: 
- Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle, sobayı yukarıya kurmuş. 
Bu sırada ev sahibi gelmiş. Ona sobanın yukarda olmasının nedenini sormuşlar. Adam demiş ki: 
- Boru yetmedi!.. 

21 Ağustos 2020 Cuma

Üçümüz de yanıldık

Yüzünde acıklı bir ifadeyle iki büklüm yürüyen adamı gören tıp öğrencisi iki arkadaş iddiaya girmişler... 

Biri ‘‘Hemoroid’’ demiş. Öbürü,  ‘‘Romatoid’’ diye itiraz etmiş. Sonunda adama sormuşlar:

‘‘Amca, kusuru bakma. Biz iddiaya girdik. Ben diyorum ki, hemoroid, arkadaşım diyor ki romatoid... Siz ne diyorsunuz?’’

Adam acı acı gülmüş: 

‘‘Valla çocuklar, üçümüz de yanıldık. Ben de "gazım" var zannedip osurmak istemiştim."

9 Ağustos 2020 Pazar

Aşk nasıl bir şey?

 Genç kız annesine sorar :

-Anne aşk nasıl bir şey?

-Aşk söyle bir şeydir kızım, hani mesela çok zengin ve yakışıklı bir adama rastlarsın, seni Venedik'e götürür, mehtapta gondolla gezersiniz, sonra San Marco meydanında güzel bir restoranda harika bir yemek yersiniz, nazik falan, ve arkasından en lüks bir otelde sana şahane bir gece yaşatır.

Sonra da, ne bileyim işte, sana güzel bir araba alır, bir daire alır, ya da deniz kıyısında sana bir villa satın alır, elmas gerdanlıklar, altın yüzükler hediye eder, mutluluktan uçarsın adeta, işte aşk böyle bir şeydir kızım..

-Ama anne, peki o heyecanlar, güzel duygular, kalbin küt küt çarpması, İlk buluşma, ilk öpücük, birlikte bir şeyleri başarma, paylaşım... Bunlar yok mu?

-Ha onlar mı? Kızım onlar bedava hatun götürsünler diye komünistlerin uydurmaları, yok öyle bir şey!.

15 Mart 2015 Pazar

Zeki Dediğiniz...

Işıklar içinde yatsın
Tanıdıklarım arasında benden zeki iki kişiden biriydi. İkincisi de ışıklar içinde yatsın Emrullah’ın Muhammed idi. Pek kimsenin bilmediği bir anımı paylaşmak istiyorum.

Muhtarlık seçimleri öncesi Muhammed dayıma muhalif birkaç kişi Topal’a gidip, aday olursa oy vereceklerini söylerler. Topal bu numarayı yemez tabii. Seçimden sıfır oy alır. Muhalif grup şaşkındır, Topal’a gidip niye kendine oy vermeğini sorarlar. İşte cevap işte zekâ:

-        Kendime vereceğim bir oyu hepiniz “o oyu ben verdim” diyerek sahiplenecektiniz değil mi?

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Gazinin Heykeli

Hanımlar, Efendiler!
Anadolu yaylasının şu yüksek şahnişinin üstünde, bembeyaz mermerlerin yukarı kaldırdığı şu yağız ata binmiş tunçtan adamı tanırsınız...
Mermer ve tunç, duyan ve düşünen milletlerin elinde şimdiye kadar hatır ve hayale gelmez şekiller aldı. Milletlerin ebediyete bağlamak istedikleri ulvi düşünceleri, derin ve nihayetsiz aşkları ifade eden bu maden, tunç, Türk vatanında bütün halkın şimdiye kadar duyulmamış en nadir hislerine bir şekil vererek işte karşımıza çıkıyor.
Kendi kendimize soruyoruz: Acaba bu maden, dünyanın neresinde bundan daha ilâhi, bundan daha güzel bir mevzuun ifadesine vasıta olmuştur?
O, bir askerdir. Vatan müdafaası için silahını eline aldığı, emir ve kumanda mevkiine geçtiği günden beri hiç bir defa mağlup olmamış bir askerdir.
O, bir teşkilatçıdır. Cihan muharebesinin enkaz hâlinde bıraktığı bir devletten yepyeni bir devlet çıkarmak için lazım gelen unsurları o topladı.
O, bir rehberdir. Askerlikte, idarede, siyasette, içtimaiyatta, sanatta ve zevkte bize daima hayret veren en güzel esasları o koydu, en güzel şekilleri o gösterdi.
O, bir baştır. Perişan gönülleri ümitle dolduran, harp meydanlarının toplanma noktasını haber veren yüksek bir bayrak gibi muhtelif yollarda dağılmış zekâları aynı irade altında toplayan, yanına giren her ferde, “Sen benim fevkimdesin.” dedirten, ortaya koyduğu esaslara candan sadık olanları daima bir dost eliyle himaye eden bir baştır.

Hanımlar, Efendiler,
Başkumandan bugün bizim başımızda, yarın ve birbirini takip edecek asırlarda bütün nesillerin başında daima kumanda edecek.
Ankara, Millî Mücadele’nin merkezi olan Ankara, Millî Mücadele tarihinin acı, tatlı dakikasını ve her hatırasını kalbinde saklayan Ankara; onun etrafında bütün Türkiye, Türk milletinin bu büyük evladına karşı taşıdığı minnettarlığı bu heykellerle ifade etmeye çalışıyor.
Mazinin galibi ve istikbalin fatihi Büyük Gazi’nin heykelini açarak ona bu tunçların lisanıyla Türk milletinin ebedî şükranını söylüyoruz.

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

İkarus Kompleksi

Böyle bir kompleks olduğundan benim de haberim yoktu. Ne zaman ki Çankaya'ya tırmanan zatın hızını alamayıp Olimpos Dağına gözünü dikmesi üzerine Seyyar Tayyar'dan önce ben keşfettim.

O yüzdendir ki önümüzdeki aylarda çokça duyacağınız şu sözü sarfettim:
"Kanatlarım balmumu, ruhum erimez ya sonunda..."

Özgür ruh, engellerin dünyevi sıradanlıklarında kaybolmaz. İkarus en gerçekçi örneğidir. Bir sonraki aşama da Jonathan Livingston'dır.

"Deli dediğiniz adam, genellikle dahidir." Oscar Wilde


Özgürlük ve öğrenme tutkusu, tarihler boyunca hep eşdeğer görülmüş… Yunan mitolojisinde buna dair sayısız hikaye vardır. En çarpıcı olanı ise İkarus’unkidir.İkarus’un babası Daidalos bilge bir mimardır. Sürgüne gönderildiği Girit Adası’nda Kral Minos’un yanında çalışmaya başlar. Onun isteği üzerine insan başlı, boğa bedenli bir canavar olan Minotauras’ın bir daha çıkmamacasına içine kapatılacağı Labirent’i inşa eder. Ancak bir süre sonra kral Minos’un emri ile, Labirentin gizini Theseus ve Ariadne’ye öğrettiği gerekçesi ile oğlu İkarus’la birlikte kendisi Labirent’e hapsedilir. Daha çok özgürleşmek! Daidalos, yaratıcı aklıyla, buradan çıkmanın yollarını arar. Ve kendisi ve oğlu için kanatlar yapar. Bu kanatları bal mumuyla bedenlerine, omuz başlarına yapıştırır. Oğlu İkarus’a ne çok alçaktan, ne de yüksekten uçmamasını, özellikle de güneş ışınlarına yaklaşmamasını tembih eder. Fakat İkarus takma kanatları ile bir kez havalandıktan sonra, aydınlığı, güneş ışınlarını ve bunların ardındaki hakikati biraz daha yakından görmek, öğrenmek ve daha çok özgürleşmek düşüne kapılır. Ancak, güneşe yaklaştıkça, takma kanatlarını bedenine yapıştıran bal mumları erimeye başlar. Ve sonunda İkarus, Ege Denizi’nde yitip gider…Özgürlük bedel ister…Ikarus, düşmeyi göze alarak güneşe ulaşmaya çalışan cesur bir karakterdir. Tek eksiği, henüz hazır olmadan güneşe ulaşma çabasıdır.Ikarus’a verilen öğüt, günlük hayatımızda hemen hemen hepimize verilen: “ne çok yüksekten, ne çok alçaktan uçmamak” uçlarda olmamak, topluma ayak uydurmaktır.Ikarus olmak, özgür olmak ve ne olursa olsun hayallerinin peşinden gitmektir. Ama kontrolsüz öğrenme ve özgürlük tutkusu onun düşüşüne neden olur. Suyun içinde yavaş yavaş kaybolan kanatları bize, hiçbir şeyin tutsağı olmamayı hatırlatır. Özgürlüğün bile. Çünkü : “Işık uykulu gözlere yavaş yavaş verilir