16 Ağustos 2014 Cumartesi

Gazinin Heykeli

Hanımlar, Efendiler!
Anadolu yaylasının şu yüksek şahnişinin üstünde, bembeyaz mermerlerin yukarı kaldırdığı şu yağız ata binmiş tunçtan adamı tanırsınız...
Mermer ve tunç, duyan ve düşünen milletlerin elinde şimdiye kadar hatır ve hayale gelmez şekiller aldı. Milletlerin ebediyete bağlamak istedikleri ulvi düşünceleri, derin ve nihayetsiz aşkları ifade eden bu maden, tunç, Türk vatanında bütün halkın şimdiye kadar duyulmamış en nadir hislerine bir şekil vererek işte karşımıza çıkıyor.
Kendi kendimize soruyoruz: Acaba bu maden, dünyanın neresinde bundan daha ilâhi, bundan daha güzel bir mevzuun ifadesine vasıta olmuştur?
O, bir askerdir. Vatan müdafaası için silahını eline aldığı, emir ve kumanda mevkiine geçtiği günden beri hiç bir defa mağlup olmamış bir askerdir.
O, bir teşkilatçıdır. Cihan muharebesinin enkaz hâlinde bıraktığı bir devletten yepyeni bir devlet çıkarmak için lazım gelen unsurları o topladı.
O, bir rehberdir. Askerlikte, idarede, siyasette, içtimaiyatta, sanatta ve zevkte bize daima hayret veren en güzel esasları o koydu, en güzel şekilleri o gösterdi.
O, bir baştır. Perişan gönülleri ümitle dolduran, harp meydanlarının toplanma noktasını haber veren yüksek bir bayrak gibi muhtelif yollarda dağılmış zekâları aynı irade altında toplayan, yanına giren her ferde, “Sen benim fevkimdesin.” dedirten, ortaya koyduğu esaslara candan sadık olanları daima bir dost eliyle himaye eden bir baştır.

Hanımlar, Efendiler,
Başkumandan bugün bizim başımızda, yarın ve birbirini takip edecek asırlarda bütün nesillerin başında daima kumanda edecek.
Ankara, Millî Mücadele’nin merkezi olan Ankara, Millî Mücadele tarihinin acı, tatlı dakikasını ve her hatırasını kalbinde saklayan Ankara; onun etrafında bütün Türkiye, Türk milletinin bu büyük evladına karşı taşıdığı minnettarlığı bu heykellerle ifade etmeye çalışıyor.
Mazinin galibi ve istikbalin fatihi Büyük Gazi’nin heykelini açarak ona bu tunçların lisanıyla Türk milletinin ebedî şükranını söylüyoruz.

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

İkarus Kompleksi

Böyle bir kompleks olduğundan benim de haberim yoktu. Ne zaman ki Çankaya'ya tırmanan zatın hızını alamayıp Olimpos Dağına gözünü dikmesi üzerine Seyyar Tayyar'dan önce ben keşfettim.

O yüzdendir ki önümüzdeki aylarda çokça duyacağınız şu sözü sarfettim:
"Kanatlarım balmumu, ruhum erimez ya sonunda..."

Özgür ruh, engellerin dünyevi sıradanlıklarında kaybolmaz. İkarus en gerçekçi örneğidir. Bir sonraki aşama da Jonathan Livingston'dır.

"Deli dediğiniz adam, genellikle dahidir." Oscar Wilde


Özgürlük ve öğrenme tutkusu, tarihler boyunca hep eşdeğer görülmüş… Yunan mitolojisinde buna dair sayısız hikaye vardır. En çarpıcı olanı ise İkarus’unkidir.İkarus’un babası Daidalos bilge bir mimardır. Sürgüne gönderildiği Girit Adası’nda Kral Minos’un yanında çalışmaya başlar. Onun isteği üzerine insan başlı, boğa bedenli bir canavar olan Minotauras’ın bir daha çıkmamacasına içine kapatılacağı Labirent’i inşa eder. Ancak bir süre sonra kral Minos’un emri ile, Labirentin gizini Theseus ve Ariadne’ye öğrettiği gerekçesi ile oğlu İkarus’la birlikte kendisi Labirent’e hapsedilir. Daha çok özgürleşmek! Daidalos, yaratıcı aklıyla, buradan çıkmanın yollarını arar. Ve kendisi ve oğlu için kanatlar yapar. Bu kanatları bal mumuyla bedenlerine, omuz başlarına yapıştırır. Oğlu İkarus’a ne çok alçaktan, ne de yüksekten uçmamasını, özellikle de güneş ışınlarına yaklaşmamasını tembih eder. Fakat İkarus takma kanatları ile bir kez havalandıktan sonra, aydınlığı, güneş ışınlarını ve bunların ardındaki hakikati biraz daha yakından görmek, öğrenmek ve daha çok özgürleşmek düşüne kapılır. Ancak, güneşe yaklaştıkça, takma kanatlarını bedenine yapıştıran bal mumları erimeye başlar. Ve sonunda İkarus, Ege Denizi’nde yitip gider…Özgürlük bedel ister…Ikarus, düşmeyi göze alarak güneşe ulaşmaya çalışan cesur bir karakterdir. Tek eksiği, henüz hazır olmadan güneşe ulaşma çabasıdır.Ikarus’a verilen öğüt, günlük hayatımızda hemen hemen hepimize verilen: “ne çok yüksekten, ne çok alçaktan uçmamak” uçlarda olmamak, topluma ayak uydurmaktır.Ikarus olmak, özgür olmak ve ne olursa olsun hayallerinin peşinden gitmektir. Ama kontrolsüz öğrenme ve özgürlük tutkusu onun düşüşüne neden olur. Suyun içinde yavaş yavaş kaybolan kanatları bize, hiçbir şeyin tutsağı olmamayı hatırlatır. Özgürlüğün bile. Çünkü : “Işık uykulu gözlere yavaş yavaş verilir